Mavi Eylülün Bir Günü

Yıllar önce Das Leben der Anderen filmini izlerken, beni hayatta en çok etkileyecek filmlerden biri olacağı aklıma gelmezdi. Daha fazlası ise, beni hayatta en çok etkileyen şiiri bu filmde bulmamdı. Yatakta veya herhangi bir şekilde film izlediğinizi düşünün. Filmin kopma sahnesini izliyorsunuz. Bu kopma sahnesi hiç de diğer filmler gibi ihanetin ortaya çıkması veya büyük bir savaşı konu almıyor. Kopma sahnesinde hayatı boyunca yalnız kalmış bir insanın bir şiiri okuması ile geçirdiği değişimi görüyorsunuz. Ve ne o şiir ne de o film, ekranı kapattıktan sonra hafızanızdan asla ama asla silinmiyor. Kafanızı gökyüzüne çevirdiğinizde gördüğünüz beyaz bulutlar size o şiiri anlatıyor. Bu yazımda ise o hüzünlü ve harika şiirin bendeki yerini anlatacağım. Yani Bertolt Brecht tarafından yazılan Marie A.’nin Anısı, diğer bir değişle Aşka N’oldu? şiirini..

Film, hayatına hiç kimseyi sokmamış; herkese karşı derin ve soğuk bir duvar örmüş bir ajanı anlatıyor. Ajan Wiesler, Almanya’da hükümet karşıtı insanların bulunmasını sağlayan birimde üst düzey ajanlardan biridir. Wiesler’a verilen görev ise bir edebiyatçı olan Dreyman’ın evinin dinlenmesidir. Wiesler film boyunca kendi iç çekişmesi ve kendi iç dünyasının sorgusunu bizimle birlikte yaşıyorken bu son görevinin onu değiştirmesine tanık oluyoruz. Bir gün Dreyman evinde yokken Wiesler edebiyatçının evine giriyor ve masanın üzerinden sarı kapaklı bir kitabı yanına alıyor. Akşam kanepesinde uzanırken bizlere Aşka N’oldu? şiirin ilk kısmını kendi sesi ile okuyor. Filmin kırılma sahnesi tamda burada yaşanıyorken bu şiirin beni en çok etkileyen şiir olacağını gerçekten bilemezdim. Daha sonraları ise Wiesler’ın başına gelenleri umarım siz filmi izledikten sonra öğrenirsiniz. Çünkü buradaki asıl konu okunan şiir.

Aşka N’oldu?

Mavi Eylül’ün bir gününde,
Henüz yeni filizlenen bir erik ağacının dibinde,
Sessiz solgun bir aşkı kucakladım.
Kollarımın arasında bir düştü sanki..
O güzel yaz günü üzerimizde uzanan gökyüzünde,
Uzun uzun bir buluta baktım.
Bembeyazdı bulut, ve öylesine yukarıdaydı ki..
Fakat tekrar baktığımdaysa artık yerinde değildi..

O günden bu yana nice aylar geçti yavaş yavaş,
nice aylar battı.
Erik ağaçları da oralarda değillerdi artık.
Sen bana aşkımıza ne olduğunu soruyorsun,
Anımsayamıyorum…
Oysa biliyorum içten iç ne düşündüğünü,
O’nun yüzünü unuttum gerçekten.
Şimdiyse hatırladığım tek şey;
Günün birinde öptüğüm o zaman..

O öpücüğü de unutmuş olurdum,
Bulut orada olmasaydı.
O bulutu hep anımsıyorum, hepte anımsayacağım.
Bembeyazdı ve gökyüzüne süzülmüştü.
Ve kim bilir, erik ağaçları çiçek açıyordur hala,
Ve belkide o kadının yedinci çocuğu kucağında.
Fakat bir kaç dakika görünen o bulut baktığımda,
Çoktan kaybolmuştu, rüzgarların arasında..

Bu şiir elbette herkeste farklı bir etki uyandıracaktır. Kim bilir, bazılarımız bir yaşanmışlık görecek; bazılarımız ise farklı duygular. Gerçekten de bu şiir benim için tahlili zorlu ve yıllardır her okuyuşumda değişkenlik gösteren bir şiir. Dedim ya, yıllardır bu şiiri her okuyuşumda her cümlesinden farklı bir neden çıkarıyorum. Örneğin şiirde iki defa geçen erik ağacı, şiirini ilk cümlesi olan mavi Eylül ile alakalı olabilir. Çünkü erik ağacının ilk hasat zamanı Eylül ayıdır. Dahası şiir geçmişte yaşanan bir anıyı anlatıyor. Yaşanılmış bir şeyin ardında geçen o koca mazinin özetini derin bir betimleme ile anlatıyor.

Mavi Eylül’ün bir gününde,
Henüz yeni filizlenen bir erik ağacının dibinde,
Sessiz solgun bir aşkı kucakladım.
Kollarımın arasında bir düştü sanki..
O güzel yaz günü üzerimizde uzanan gökyüzünde,
Uzun uzun bir buluta baktım.
Bembeyazdı bulut, ve öylesine yukarıdaydı ki..
Fakat tekrar baktığımdaysa artık yerinde değildi..

Buradan anlaşılacağı üzere şiirdeki asıl kişi geçmişte yaşadığı kısa bir anı hatırlıyor. Bir Eylül günü, ormanın birinde sessizce aşık oluyor. Geçmişi düşündüğünde ise o an, yani aşık olduğu anı hafızasında farklı bir betimleme ile yerleştiriyor; Beyaz bir bulut.

Şiirdeki kişi aşık olması ile birlikte kafasını çevirdiğinde bulutu görüyor. Bulut ona hiç bir zaman gördüğü bulutlar gibi gözükmüyor. Yaşadığı o güzel hissin etkisi ile kafasında kusursuz bir yükseklikte ve güzellikte yer ediniyor. Kötü tarafı ise, kişinin yaşadığı aşkın ileride bitmesinin habercisi olan ”fakat tekrar baktığımdaysa artık yerinde değildi” sözü, o aşkında bittiğinin haberini bizlere veriyor. Bulut artık eskisi gibi gözükmüyor, çünkü kişi yaşadığı aşkı bilmediğimiz bir sebepten ötürü gelecek satırlardan anlaşılacağı üzere kaybediyor. O’nu kaybetmesi ile birlikte, bulut artık hiçbir zaman yerinde eskisi gibi yer edinmiyor. Bulut, aslında şiirdeki kişimizin duyduğu o sevginin güzelliği ile var oluyor. Çünkü insan aşık olunca dünyadaki her şey ona iyi gözükür. Fark edilmeyecek kadar önemsiz gözüken şeyler bile insanı mutlu eder.

Şiire devam edecek olursak ikinci kısımda ise bizi ilk kısmın sonlarında haber verilen ayrılık karşılıyor.

O günden bu yana nice aylar geçti yavaş yavaş,
nice aylar battı.
Erik ağaçları da oralarda değillerdi artık.
Sen bana aşkımıza ne olduğunu soruyorsun,
Anımsayamıyorum…
Oysa biliyorum içten iç ne düşündüğünü,
O’nun yüzünü unuttum gerçekten.
Şimdiyse hatırladığım tek şey;
Günün birinde öptüğüm o zaman..

Dediğim gibi, şiirdeki kişi geçmişi hatırlıyor. O günden bu yana nice zamanın geçtiğini anlatıyor. Erik ağaçlarının ise oralarda artık olmadığını söylüyor. Çünkü sevgisi ile birlikte ağacın kendisindeki yerini de kaybediyor. Geçmişi düşünürken bir zamanlar sevdiği kişinin yüzünü bile hatırlayamıyor, ”sen bana aşkımıza ne olduğunu soruyorsun, anımsayamıyorum” nesneleri ve sıradan şeyleri kusursuzlaştıran bir sevgi, yıllar sonra anımsanmayacak bir duruma düşüyor. Fakat şiirin ilerleyen kısımlarında anlaşılacağı üzere geçmişte kalan bir şeyler hala varlığını sürdürüyor. Zaten kişi belkide koca bir yaşam boyu geçmişte yaşadığı yüzü unutmuş oluyor fakat, bulutlu bir günde verdiği bir öpücüğün zamanını bulut sayesinde hatırlıyor.

O öpücüğü de unutmuş olurdum,
Bulut orada olmasaydı.
O bulutu hep anımsıyorum, hepte anımsayacağım.
Bembeyazdı ve gökyüzüne süzülmüştü.
Ve kim bilir, erik ağaçları çiçek açıyordur hala,
Ve belkide o kadının yedinci çocuğu kucağında.
Fakat bir kaç dakika görünen o bulut baktığımda,
Çoktan kaybolmuştu, rüzgarların arasında..

Şiirin ilk başlarında o kusursuz anı gökyüzünde beyaz bir bulut ile betimleyen kişi, bir zamanlar -belkide hala, sevdiği kişinin bulut sayesinde anısında olduğunu bizlere aktarıyor. O anı aslında hiçbir zaman unutmamıştır. Çünkü o bulutu hep anımsadığını, hepte anımsayacağını fısıldıyor. Yıllar geçmesine, ve o sevdiği kişi ile ayrılık yaşamasına rağmen ondaki anısı hiçbir zaman bitmiyor. Şiirin başında da söylendiği gibi sessiz solgun bir anda kişiyi görüp yukarıda gördüğü bulut ile betimlemesiyle belkide çoktan unutulması gerekilen kadın kişinin hala anılarında yer ediniyor.

Şiirin sonlarına doğru ise, tekrardan gerçeklerle yüzleşme başlıyor. Erik ağaçlarının muammalı varlığı, sevdiği kadının belkide onu çoktan unutup başka bir hayata dalması.. Ve en sonunda artık bulutun tamamen sonsuzluk tarafından yok oluşunu kendi gözleri ile bizlere aktarması.. Bulut adamın kişiye karşı duyduğu hisleri betimlerken, hayallerle başlayan aşklarının bitmesi ve adamın yıllar sonra geçmişte yaşadığı bir anıyı buluta yüklediği o sağlam anlam sayesinde tekrar hatırlayıp, bir zamanlar ormanın birinde aşık olduğu kadını da bu bulut sayesinde her zaman hatırlayacağını bizlere fısıldıyor. Fakat bulutun, yani sevgisinin çoktan rüzgarlar tarafından kaybolup gitmesini ise, şiirin başında sessiz ve solgun bir şekilde elde ettiği gibi aynı şekilde kaybediyor..

“Şiir insan yaşamına ilişkin sarsıcı bir uyarıdır”

-Bertolt Brecht

Mavi Eylülün Bir Günü” için 2 yorum

Kendininkini ekle

  1. Öncelikle gerçekten çok iyi bir yazı ele almışsın. Benim de Brecht ile tanışmam Başkalarının Hayatı filmini izlememle olmuştu. Şiiri ilk işittiğimde, Wiesler kadar etkilendiğimi söylesem yalan olmaz. Hemen şiirin tamamına ve Brecht’in diğer şiirlerine bakmamla Brecht artık benim için favori şairlerimden biri olmuştu. Şiirlerindeki o kendine has etkileyici anlatımı beni çok etkilemişti, tıpkı Wiesler gibi… Açıkçası, şiirlerle pek aram olduğu söylenemez fakat Brecht’in o etkileyici dili, şiir sevmeyen insana dahi şair olma isteği veriyor 🙂

    Hazır buraya yazmışken ben de bir şiirini bırakayım 🙂

    Bir pilottu kardeşim.
    Güzel bir günde emri geldi.
    Hazır etti çantasını,
    güneye doğru koyuldu yola.

    Bir fatihti kardeşim.
    Yerimiz yoktu yaşamaya.
    Topraklar ele geçirmekti
    öteden beri hayalimiz.

    Kardeşimin fethettiği yer şimdi
    Guadarama dağlarında.
    Boyu tam bir seksen,
    derinliği bir elli.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: