Amerikan edebiyatı, dahası dünya edebiyatını yapıtları ile etkileyen Steinbeck’in bugün ülkemizde 20’den fazla kitabı çevrilmiş durumda. Yüzlerce sayfa betimleme yapacak bir donanım ve her kitleden insanı kapsayan diyalogları ile yazar gerçekten de yediden yetmişe tüm okuyuculara merhaba demiş biri. Bu kadar üretkenliğinin yanında anlık bir dürtü ile yok ettiği eserlerin sayısı ise bir hayli fazla. Şimdi ise bazıları neredeyse yok olma safhasından kurtulmuş birbirinden harika 20 Steinbeck kitaplarından yıllardır kendimce not ettiğim alıntıları paylaşacağım. Ve son olarak Calvino’nun klasik kitaplar hakkında söylediğini söylemeliyim ki: Steinbeck kitapları hakkında asla okuyorum sözünü işittiğimiz kitaplar değildir. Tekrar tekrar okuyorum sözünü işittiğimiz kitaplardandır.

1.Bitmeyen Kavga

“Söylediğim gibi… bize kızılların alayının orospu çocuğu olduğu anlatıldı hep. Bu yalan, değil mi Mac?”
Mac kıs kıs güldü.
“Nasıl baktığına bağlı. Eğer otuz bin dönüm toprağa ve bir milyon dolara sahipsen kızılların alayı orospu çocuğudur. Ama London için, bir işçi için onlar, domuz gibi değil, insan gibi yaşamanız uğruna size yardımcı olmaya çalışan insanlardır, anlıyor musun? Elbette siz haberleri gazetelerden okuyorsunuz, gazetelerin patronları toprak ve para sahipleridir, bu yüzden bizler onlara göre orospu çocuğu oluyoruz, anlıyor musun? Bizi tanıdın ve öyle olmadığımızı gördün. Kararını kendin vermelisin.”

Jim ve Mac adlı iki yoldaşın başından geçen olayların anlatıldığı bu kitapda, okuyucu başta Jim daha sonraları Jim’i evrilten Mac olacak. Steinbeck’in tıpkı Fareler ve İnsanlar gibi iki yoldaşın hikayesini dinlediğimiz bu eseri, kitabın son sayfasında belkide dakikalarca o sayfaya bakarak bakakalacağımız nadir eserlerden.

2.Asiler Otobüsü

”Sadece rezil bir alışkanlıktan ibaret,” dedi kendi kendine. Lanet olası bir kapan bu. Bir şeye alışıyorsun, o yüzden sevdiğini sanıyorsun.

Yakın bir zamanda çevirilen ve yakın bir zamanda bana hediye edilen bu kitap diğer Steinbeck kitaplarından farklı bir hava taşıyor. Steinbeck kitaplarında çokça var olan atmosferin ve diyalogların ötesinde bu kitapda bir çok karaktere yoğunlaşılmış. Kitapta baş role en yakın karakter olan Juan ise bana Sardalye Sokağı’ndaki Doc’ı hatırlattı.

3.Cennetin Doguşu

“Hemen hemen bütün insanlar korkaktır ve korkularının nedenini de çoğu zaman bilmezler bile. Gölgelerden, şaşkınlıklardan, sayısız, adsız tehlikelerden, yüzünü görmedikleri bir ölümden korkarlar. Ama bir sefer olsun gerçek bir ölümle, öyle gölgelerle değil, kılıçla, mermiyle ya da ok ve mızrakla gelen, tanımlanabilir ve kavranabilir bir ölümle karşı karşıya gelmeyi göze alırsan, artık hiçbir zaman korkmazsın. Hiç değilse eskisi kadar korkmazsın. O zaman, öbür insanlardan ayrılırsın işte. Onların dehşet çığlıkları attığı yerde, sen kendini güvenlikte duyarsın. En büyük armağan budur işte. Belki de tek büyük armağandır bu. Kötülükle çevrelenmiş son arınma noktası.”

Cennetin Doğuşu Steinbeck için özel bir yere sahip. Kitabın arkasındaki yazıda yazıldığı üzere Steinbeck; diğer tüm kitaplarının bu kitap için hazırlık niteliğinde olduğunu bizlere söylüyor. Gerçekten beni derinden etkileyen ve elbette diğer bir çok kitabında da geçen Salinas vadisinde karşılaşan iki ailenin öyküsü sizleri de etkileyecek.

4.Ben Bir Devrimciyim

Babam bana Tanrı’ya şükretmeyi, ailemle gurur duymayı, arkadaşlarıma sadık olmayı, yasalara saygı göstermeyi, ülkemi sevmeyi, ister okul bahçesinde bir kabadayıdan, ister yabancı bir diktatörden isterse yerel bir demagogdan gelsin, zulüm karşısında anında ve açıktan başkaldırmayı öğretti.
Ve bunlar ihanetse, beyler, bol bol ihanet edelim.

Ben Bir Devrimciyim,Steinbeck’in çevrilmiş kitapları arasında kapağına hayranlıkla baktığım, dahası bir deneme olduğu için bizimle konuşur gibi yazdığından dolayı çok sevdiğim bir kitap. Yıllardır bir Steinbeck hayranı olduğumdan dolayı diyebilirim ki Amerikan edebiyatında Mark Twain ve Steinbeck kadar kimse siyasete ve yaşama bu kadar ilgili olamamıştır. Zaten romanlarında da toplumsal izdüşüm ile bizlere aktarılan konular, bu kitapta Steinbek tarafından açıkça bağırılıyor.

6.Bir Savaş Vardı

“Bu el canımı sıkıyor. Herhalde bir iş bulurum. Ona sıkıldığım yok. Bu elim çalışmıyorsa öteki de çalışmıyor değil ya. Karım için de üzülüyorum. Yaralandığımı biliyor. Ama bu kadar yaralandığımdan haberi yok. İyileşip döneceğim. Ama karşısında sakat birini bulsun istemiyorum.”

Bir çok savaşa katılmış Steinbeck elbette savaşın getirdiklerini eserlerinden esirgeyemezdi. 2. dünya savaşını konu olan kitap Steinbeck’in sadece bir roman yazarı olmadığının farklı kanıtlarından biri. Üstelik kitabın ismi, içindeki konular ve öylesine sarsıcı gerçek hikayeler; gerçek bir yazarın, savaşı bir savaş belgeselinden daha iyi anlatabileceğini kanıtlıyor.

7.Fareler ve İnsanlar

“Ona öyle alışmıştım ki,”

Bazen kısa bir cümle, yüzlerce sayfadan daha etkileyici, daha hüzünlendirici ve insanın dalıp dalıp gitmesine sebep olabiliyor. Fareler ve İnsanları ilk kitap sınavına hazırlanırken okumuştum. Steinbeck ile erken tanışmanın şansı beni yakaladığında bunun kitabın sonunda hüzünlendirici bir başlangıç olduğunun farkına varmıştım.

8.Gazap üzümleri

“Bitti,” dedi. “Ölmeyi öyle cok istiyorum ki! Çok istiyorum. Şart. Uyumak gibi. Biraz ölmek. Öyle yorgunum ki. Yorgun! Belki…bir daha uyumamak.” ”Uykuyla dinlemeyecek kadar yorgunum artık..”

Tom Joad’ın o uzun öyküsü beni öylesine çok etkilemişti ki bu kalın kitabı sadece bir günde bitirmiştim. Dahası bu kitap hayatımda okuduğum en heyecanlı ve beni en çok etkileyen iki Steinbeck kitabından biri.

9.İnci

Tan hızla ağarıyordu artık, şöyle bir serpinti, bir ışıltı, bir ışık, derken güneşin Körfez’den yükselişiyle birlikte bir ateş patlaması.
Öteki sabahlar gibi bir sabahtı ama yine de hepsinden güzelmiş gibi geldi Kino’ya.

Steinebeck’in bir ders niteliği barındıran bu öyküsünde Meksikalı bir inci avcısının zenginliğin getirdiği değişime karşı olan savaşı konu ediliyor. Kino’nun bu değişime olan öfkesi kitabı alevlenme sahnesi en yoğun olan kitaplar arasında sokuyor.

10.Uzun Vadi

Root’un sesinde yalnızlık vardı. Birden kendini ne kadar yalnız hissettiğini, evini ne kadar çok özlediğini fark etti. “Onların derdi de bu işte” diye öfke ile ekledi. “Gözleri işlerinden başka bir şey görmüyor ne hale geldiklerini göremiyorlar. Zincirlerine sıkıcı sarılıyorlar.”

Steinbeck’in Cennet Çayırı ile benzer nitelikte olan bu eserinde bir vadide var olan öykülerin farklı karakterle eşliğinde anlatıldığına tanık oluyoruz. Yazar bu iki kitaplarda her ne kadar diğer kitaplarında olan keskin akılda kalıcı karakterleri yaratmasada yazma dilini oldukça geliştirmiş.

11.Cennet Çayırı

“Bu gözlerin içinde benim bildiğim bir şeyler var” diye bir düşüncedir alıyordu.
“Apaçık anımsadığım ya da ömrümce arayıp durduğum bir şey.”

Tıpkı Uzun Vadi gibi Steinbeck’in ilk dönem eserlerinden Cennet Çayırı farklı ütopik hayaller ile bir araya gelmiş çiftçilerin öykülerini anlatıyor. Battle Çiftiliği’nde varlığını sürdüren Munroe ailesinin yaşadıklarının anlatılışı, Steinbeck’in sağlam bir yazar olma yolunda emin adımlarla gittiğinin büyük bir göstergesi.

12.Sardalye Sokagı

”O intihar-yani kendini öldürdü.”
”Ya?”Willard suratına üzgün bir ifade yerleştirdi.”Nası yaptı peki?”
”Fare zehiri içti.”
Willard’ın sesi gülmekten tizleşti.”Ne yani, kendini fare mi sanıyordu?”

Tıpkı George ve Lennie tarzı konuşmaların geçtiği, normal bir yaşama baş kaldıran Mack ve aylak takımı etrafında oluşan bu kitap, en çok eğleneceğiniz, sürekliliği en hızlı kitaplardan.

13.Tatlı Perşembe

İsimlerden, sağların isimlerinden bile hüzünle bahsettiler. Gay ölmüştü, Londra’da üstüne uçaksavar topu güllesi düşmüştü. Bombardımanlarda gökyüzüne bakmadan duramazdı. Karısı onun sigortasından gelen para sayesinde tekrar evlenmekte zorlanmamıştı, ama Flophouse Palas’takiler Gay’in yatağına el sürmemişlerdi. Gay’in küçük mabedi olmuştu o yatak. Gay’in yatağına oturmak ise yasaktı…

Dünya savaşı bitmiştir ve Doc savaştan geldiğinde başka bir karakter olan Suzy ile karşılaşır. Üstelik karşılaştıkları yer Sardalye Sokağı’ndan başka bir yer değildir. Steinbeck’in bağlantılı romanlarından Tatlı Perşembe, tıpkı yazarın diğer roman baş karakterleri gibi ismi kısa ama hikayesi uzun kişiliklerinden birini taşıyor. Yukarıdaki alıntı ise insanların değişimini ve bir şeylerin bitmesi için gitmenin şart konulmamasını anlatıyor. Gerçekten de değişmek gitmek gibi bir şeyden ibaret.

14.Yukarı Mahalle

Ölüm kişisel bir meseledir, keder, çaresizlik, isyan duyguları ya da kupkuru bir felsefe üretir. Öte yandan, cenaze törenleri toplumsal olaylardır. Önce arabayı güzelce yıkamadan bir cenazeye gittiğinizi düşünün. Koyu renk, en iyi takım elbisenizi, gıcır gıcır cilalanmış en yeni siyah ayakkabılarınızı gitmeden bir mezarın başında dikildiğinizi. Çiçek buketini, çelengi, doğru olanı yaptığınızı kanıtlayan bir kartvizit iliştirmeden göndermeniz mümkün mü? Hiçbir toplumsal kurumun davranış kuralları bir cenaze törenindeki kadar katı değildir.

Steinbeck’in bu kitabı Sardalye Sokağı ve Tatlı Perşembe kitaplarının devamı niteliğinde, dahası bitiş kısmını temsil ediyor. Yukarı Mahalle, Tatlı Perşembe ve Sardalye sokağı gibi eğlenceli bir üçlemeden yukarıdaki alıntı gibi sert bir mesaj verilmesi Steinbeck’in bir çok kitabında yaptığı zıtlık paradoksunun bir diğer örneği niteliğinde.

15.Ay Batarken

“Güzel. Şimdi sana bir şey anlatacağım, umarım anlarsın. Artık bir erkek değilsin. Askersin. Rahatının hiçbir önemi yok. Hayatta kalırsan anıların olacak. Sahip olabileceğin tek şey bu. Bu arada emir alacak ve o emirleri yerine getireceksin. Emirlerin çoğu sevimsiz olacak ama bu konuda yapabileceğin bir şey yok. Sana yalan söylemeyeceğim, Teğmen. Seni bu durum için eğitmeleri gerekirdi, yalanlarla değil.”

Savaşın diğer bir öyküsünde ise, Steinbeck’in istilacı tarafın bizleri çeken yönlerini nasılda ustalıkla ortaya çıkardığını görüyoruz. Savaşın ve tarafların farksızlığın ve asker psikolojisinin derinlemesine anlatılışı bir eserde ancak bu kadar güzel anlaşılabilinir.

16.Kısa Süren Saltanat

Tod, “Kral olmak size biraz zor gelmeyecek mi efendim?” diye sordu. Clotilde acı bir sesle,
“Zor gelmeye başladı bile,”dedi. “Her şeyin üzerine çıkmak istiyor.Her türlü insani zayıflığın. Ailesinin de öyle olmasını istiyor. Herkes iyi olsun diyor.
Oysa insanlar iyi değildir.

Büyük bir devrimci olan Steinbeck elbette kapitalizmin ana yerleşkesi Fransız Devrimi’ni eleştirecek bir eser yazmadan bu dünyadan göçemezdi. Yazarın fersahlarca uzaklardaki bir yeri, böylesine bir yerliymiş gibi okuyucuya lanse etmesi onu diğer yazarlardan öne çıkaran özelliklerden biri.

17.Köpegim Charley ile Amerika Yollarında

“Batıya doğru yol alırken doğuya gitmek tam bana yakışan bir hareket.”

Yıl 1960. Hiçbir sebep yokken 58 yaşında Amerikayı keşfe -yeniden, çıktığınızı düşünün. Steinbeck’in bir pusula gibi yanında taşıdığı kişiliği onu gezi edebiyatının en güzel eserlerinden birini yazmasına vesile oluyor.

18.Al Midilli

“Bana başka hikaye anlatmayacak mısın?” dedi jody
“Tabii ki anlatacağım, ama sadece insanların dinlemek isteğinden emin olduğum zaman.”
“Ben dinlemek istiyorum, Büyükbaba.”
“İstiyorsun elbette, ama sen daha küçüksün. Yapılan işleri erkekler başardı, ama sadece çocuklar dinlemek istiyor.”

Bir hediye karşısında Jody’nin farklı duygularının yaşanmışlığı tekrardan Salinas Vadisi’nin o ünlü düzlüklerinde gerçekleşiyor.

19.Bilinmeyen Bir Tanrıya

“Yaşam kolayca yok olmuyordu. İnsan, yaptığı değişiklikler ölmeden ölmüyordu.Yaşamın tek kanıtı, yaratılan etkilerdi. Hüzünlü bir anı bile kalsa geriye, insan kopmuş, ölmüş olmuyordu. Bir insanın ölmesi uzun, yavaş bir süreç.”

Bu kitapta ise California’nın yaşanılacak atmosferine yerleşmek için her şeyi geride bırakan bir çiftçinin hayal kırıklığı ve hüzünle dolu hikayesi gözler önüne seriliyor. Kutsal bir ağaç betimlemesi etrafında şekillenen kitapda sembolik ve dinsel unsurlar birleştiriliyor.

20.Kaygılarımızın Kışı

Büyük bir dalga beni Yer’in en arkasına itti. Denizin temposu hızlandı. Çıkabilmek için suyla debelenmem gerekti; çıkmak zorundaydım. Yuvarlandım, itişip kakıştım, göğüsüme kadar dalgaya battım ve dalgalar beni eski deniz surlarına yasladı. Geri dönmek zorundaydım, tılsımı yeni sahibine bırakmak zorundaydım. Yoksa bir fener daha sönebilirdi..

Sanırım bu kitabı en sona saklamamın sebebi anlatmaya yetmeyeceği, dahası cesaret edemediğimden. İlk okumamda son sayfasını dakikalarca tekrar tekrar okuduğumu hatırlıyorum. Ethan Allen Hawley etrafında gerçekleşen, toplumsal baskının bir insanı nasıl değiştirildiğinin hüzünlü öyküsü, Kaygılarımızın Kışı’nı en çok etkilendiğim roman yapıyor..

Kaynakça

John Steinbeck,Kaygılarımızın Kışı, Sel YayıncılıkJohn Steinbeck, Bitmeyen Kavga, Sel YayıncılıkJohn Steinbeck, Köpegim Charley ile Amerika Yollarinda ,Sel Yayıncılık– John Steinbeck, Gazap Üzümleri, Sel Yayıncılık- John Steinbeck, İnci, Sel Yayıncılık- John Steinbeck, Bir Savaş Vardı, Sel Yayıncılık- John Steinbeck, Yukarı Mahalle, Sel Yayıncılık- John Steinbeck, Sardalye Sokağı, Sel Yayıncılık- John Steinbeck, Tatlı Perşembe, Sel Yayıncılık- John Steinbeck, Ben Bir Devrimciyim , Sel Yayıncılık- John Steinbeck, Asiler Otobüsü, Sel Yayıncılık- John Steinbeck, Al Midilli , Sel Yayıncılık- John Steinbeck, Cennetin Doğuşu, Sel Yayıncılık- John Steinbeck, Fareler ve İnsanlar, Sel Yayıncılık- John Steinbeck, Uzun Vadi, Sel Yayıncılık- John Steinbeck, Cennet Çayırı , Sel Yayıncılık- John Steinbeck, Kısa Süren Saltanat, Sel Yayıncılık- John Steinbeck, Ay Batarken, Sel Yayıncılık- John Steinbeck, Bir Savaş Vardı , Sel Yayıncılık- John Steinbeck, Bilinmeyen Bir Tanrıya, Sel Yayıncılık

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s