Erenlerin Bagından

Yerli edebiyatımızın üretken kalemlerinden, bir çok tarzda eserler vermiş Yakup Kadri her ne kadar romancılığı ile ön plana çıksa da hayatına toplam iki adet de mensur şiir kitabı sıkıştırmıştır. Biri Okun Ucundan olmak üzere Erenlerin Bağı ise hiç şüphesiz yerli edebiyatın en güzel düz yazı şiir örneklerini içinde barındırıyor. Çeyrek asırdan fazladır basımı yapılmayan ve sahaflarda nadir olsa da bulunma ihtimali olan bu kitap şiir sevmeyenlerin bile sevebileceği bir eser konumunda.

Konu olarak ise Erenlerin Bağından Türk şiirlerinde geçen o esrarlı melankoli, dram, üzüntü, vefasızlık ve nice duyguları içinde barındıran bir şiir kitabı. Yakup Kadri’nin 33 yaşında yazdığı ve içerdiği anlama bakacak olursak daha çok gençliğin gelip geçmiş zamanına özlemini konu aldığı bu kitapta kendi yaşamınızdan izler bulacaksınız. Ve hiç şüphesiz kitabın en can alıcı şiiri ise bu tüm duyguları içinde barındıran isimsiz bir şiiridir. 33 yaşında yazmasına rağmen şiirin tema ve anlam olarak yaşlı biri tarafından kaleme alınması, yazarın erken dönem eserlerinde belirttiği melankoliyi anlatır nitelikte. Yakup Kadri’nin genç olmasına rağmen yaşlı biri gibi kaleme aldığı, genel teması pişmanlık ve üzüntü olan bu şiir, usta bir romancının aynı zamanda usta bir şair olabileceğinin harika bir kanıtı. İsimsiz şiir ise şöyle başlıyor;

Yıllar yârlardan, yârlar yıllardan vefasız. Kara baht bir kasırga gibi. Bu ne baş döndürücü iş? Geceler günleri, günler geceleri kovalıyor; cefalar cefaları kolluyor. Saçlarımızda aklar akları, alnımızda çizgiler çizgileri doğuruyor. Kadere boyun eğmek güç, isyan tehlikeli, felek hiç acımayacak mı? Heyhat, aziz dost, onu döndüren kara bahtın kasırgası…

Bahçeler bozuldu, yuvalar dağıldı, yollar silindi, cihan viran oldu.” Yaşlı gönül şimdi böyle diyor; her şeyi kendine eş görüyor. Bu da yanlış duygulardan biri… Cihan ne vakit bayındır idi? Bahçelerde ne vakit güller açtı? Ne vakit yuvalarda bülbüller öttü? Yollardan ne vakit yârlar geldi? Umduk, bekledik, düşündük. Hangi şey umduğumuza uygun düştü? Gördüğümüz düşündüğümüze benzedi mi? Gelenler beklediğimize değdi mi? O mutlu ve yüce saat hangi saatti ki, içinde iken “Geçme! Dur!” diye haykırdık? Hiçbiri, aziz dost, hiçbiri! Belki hepsini geçsin gitsin diye bekliyorduk; çünkü onlar birbirinden çirkin, birbirinden yararsız saatlerdi. Kimi bir damla gözyaşıyla, kimi tek bir “Eyvah!” ile kimi bir esnemeyle, kimi yalnız susmayla dolup gitti. Onlar birer birer yeniden gelsin ister misin? Hayır, hayır, hayır; değil mi?

Şimdi kalbimiz boş, başımız doludur. Ağzımızda zehir, gözlerimizde ateş var; tatsız bir içki sersemliği içindeyiz. Ve artık yolun ortasını geçtik ve saçlarımızda aklar akları ve alnımızda çizgiler çizgileri doğuruyor. Ve ellerimiz, dizlerimiz titriyor ve önümüzdeki ufuklardan yok olma havası esiyor. Söyle, gençliğini ne yaptın? Söyle, gençliğimi ne yaptım?

Şiirin başında yazar vefasızlığın üstünlüğünü karşılaştırırken, daha sonraları kara bahtın bir kasırga gibi sürekli mutsuz kötülük biçimde açıklıyor. Zamanın hızla birbiri ardına kovalamaca oynaması ve insanın bu akışta hiç bir şey yapamamasını şiirin ikinci parçasında ise daha detaylı açıklıyor. Tıpkı çaresiz bir kabulleniş gibi ikinci parçada hem bu durumu açıklıyor, hemde durumu açıklarken aslında hayatın hiçbir zaman zaten düzgün olmadığını bizlere söylüyor.

”Cihan ne vakit bayındır idi? Bahçelerde ne vakit güller açtı? Ne vakit yuvalarda bülbüller öttü? Yollardan ne vakit yarlar geldi?” Bu sözleri söylerken aslında hayatın hiç bir zaman geriye yönelik bir özlem taşımadığını, aslında yaşamın o özlemi oluşturacak kadar hiç bir zaman iyi olmadığını söylüyor. Tıpkı geçmişte yaşadıklarımızın bizlere her zaman iyi gözükmesi gibi düşünülebilir, fakat Yakup Kadri bu tuzağa düşmemişe benziyor. Çünkü zaman her zaman acıları unutturur ve eskinin her zaman iyi olduğunu düşünmemize sebep olur. Halbuki aslında eski asla öylesine kusursuz değildir. Tam anlamı ile düşündüğümüzde her zaman sorunların var olduğunu, bir sıkıntının baş gösterdiğini hatırlayabiliriz. Fakat insan düşünmez. Yazar ise burada bunu düşündüğünü, şiirin başında geçen o zorluklara rağmen geçmişin iyi olduğunu sandığımızı fakat hiçte öyle olmadığını bizlere açıklıyor.

Şiirin son kısmına geldiğimizde ise sonuçlar ve kabullenişler kısmını görüyoruz. Artık zamanı gelmiştir. Şimdi, ben ile konuşan karakter burada her şeyin arkada kaldığını ve geçmişe yönelik pişmanlığın son vuruşunu yapıyor. Yitip gitmiş zaman ardından yapılan onca ağıt yerine büyük bir kabullenişi sonlara doğru bizlerinde yapmasını istiyor.Ve artık yolun ortasını geçtik ve saçlarımızda aklar akları ve alnımızda çizgiler çizgileri doğuruyor. Ve ellerimiz, dizlerimiz titriyor ve önümüzdeki ufuklardan yok olma havası esiyor. Söyle gençliğini ne yaptın? Söyle gençliğimi ne yaptım?” Bunları söylerken yazar, ilk soruyu okuyucuya soruyor. ”Söyle gençliğini ne yaptın?” Daha sonra ise acı gerçeği kabullenmiş kendisine fısıldıyor. 33 yıl yaşamış bir yazar elbette gelecekteki kendisini böylesine okuyabilir, belkide bu pişmanlığı çekmemek için bir şeyler yapmaya çalışmış olabilir. Belkide okuyucunun kendisini ileride böyle görmemesi için bu sözleri söylemiş olabilir. Her ne kadar bu anlamlar çıkarılsa da, kara kaderin bir yazgı olduğunu şiirin başında büyük bir zorunluluk olarak aktarıyor. Fakat insan insandır. Ve en nihayetinde kendine bu soruyu soracaktır. Gençliğimi ne yaptım?

‘’Sonradan öğreniyor insan, hepimiz küçük çocuklarız gerçekte, yaşlı kimseler yok yalnızca, daha yaşlı acılar var.’’

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: