Küçük Prens: Büyük Özet

Gece yıldızlara bakarsın. Benim ülkem o kadar küçük ki nerede olduğunu göremezsin bakınca. Ama böylesi daha iyi. Yıldızım herhangi bir yıldız olacak senin için. Böylece bütün yıldızları gözlemeyi seveceksin. Hepsi dostun olacak.

Küçük Prens her yıl tekrar okuduğumuz nadir eserlerden biri. Sade dili fakat sadeliğin ardındaki koca felsefesi ile hepimizin bir şeyler kazandığı büyük bir kitap. Öyle ki gerçek hayatında bir pilot olan Antoıne de Saınt Exupery tarafından yazılmış ve dünyada toplam 200 milyondan fazla kopya satmıştır. Onun bu kadar büyük bir başarı elde etmesi isminin yanı sıra içinde barındırdığı büyük hikayedir. Ve küçük bir eser gibi gözükse de hakkı verilmesi zor bir incelemedir.

Kitap, pilot bir anlatıcının küçükken yetişkinlerin hayal gücünden ve anlayıştan yoksun olduğunun farkına varması ile başlıyor. Daha sonraları 6 yıl önce yaşadığı bir anı ile Küçük Prens hayatlarımıza giriyor. Pilot acil iniş yaptığı bir çölde mahsur kalır. En yakın yerleşim yerine bin mil uzak bir noktada tuhaf bir biçimde küçük bir çocukla karşılaşır. Bu çocuk Küçük Prens’ten başkası değildir ve buraya geliş macerasını önümüzdeki bir kaç gün içinde pilota aktarır. Bizde pilotla birlikte küçük bir çocuğun dünyayı farklı açıdan gösteren anlatışına şahit oluruz.

Şimdi çöle inen pilot Küçük Prens ile karşılaşır ve Prens ondan kendisine bir koyun çizmesini ister. Çocuğu Küçük Prens olarak anlatan pilot, daha sonraları çocuğun asteroit B-612 olarak düşündüğü çok küçük bir gezegenden geldiğini öğrenir. Bu küçük gezegende Prensin genellikle uğraştığı şey ise baobab ağaçlarıdır. Pilottan kendisine bir koyun çizmesini istemesinin sebebi de budur. Ağacın büyüyüp kendi ev kadar küçük gezegenini kaplamaması için böyle bir şey istemiştir ki koyun baobab ağaçlarının fidanlarını yiyebilsin.

Günler geçtikçe pilot Küçük Prens’ten daha bir çok şey öğrenir. Küçük Prens’in gezegeninde bir çiçek vardır. Pilot uçağını tamir etmek isterken aralarında çiçeklerle ilgili bir tartışma çıkar. Pilotun çiçekleri sıradanlaştırır ve Küçük Prens’in kendi çiçeğine duyduğu değer tartışmayı başlatır. Pilotun kendisini tam anlamı ile dinlemediğini anlar ve şu ünlü cümleyi kurar:

“Bir gezegen görmüştüm, kırmızı suratlı biri yaşıyordu orada. Bir kerecik olsun çiçek koklamamış, hiç yıldız görmemiş, hiç kimseyi sevmemiş. Sayıları toplamaktan başka bir şey yapmamış hayatında. Yine de bütün gün senin gibi ‘Önemli bir adamım ben! Ciddi bir adamım!’ der dururdu. Gururundan yanına varılmazdı. Ama adam değil mantarın tekiydi.”

İnsan milyonlarca yıldızdan birinde açan bir çiçeği severse, bu onlara baktığında mutlu olmasına yeter. ”Benim çiçeğim işte orada, herhangi bir yerde” Ama koyun çiçeği yerse, bütün yıldızlar kararıverir! Bunun hiç önemi yok, öyle değil mi?

Konuşmadan sonra Küçük Prens hıçkırıklara boğulur ve pilot onu yanına alarak teselli eder. ”Sevgili çiçeğin tehlikede değil… Koyunun ağzını kapatmak için ona bir ağızlık çizerim… çiçeğin için de koruyucu bir zırh.

Bu konuşmalardan sonra pilot çiçeği daha fazla tanımaya başlar. Küçük Prens tarafından anlatılana göre çiçek farklı bir gezegenden tohum olarak gelmiş. Ve Prens onun her halini gördüğü için ayrı bir anlam yüklenmiş. Yani çiçeğin Küçük Prens gözünde büyük bir değer taşıdığını anladık. Sonraları ise Prensimizin dünyaya geliş yolculuğu başlar ve toplamda 6 asteroidden buraya geçer.

Asteroit 325: Hükümsüz Bir Kral

Küçük Prens’in gittiği ilk asteroidde yalnız bir kral yaşamaktadır. Bu kral, Prens gelene kadar hiçbir tebaası olmayan bir kraldır. Küçük Prens’i görünce çok sevinir çünkü ilk kez birine krallık yapacaktır. Prens ona yaklaştıkça yaklaşır ve tahtıyla birlikte zaten ufak olan gezegenin tamamını kapladığını görür. Ve kral ona bir dizi kendini tatmin edici şeyler söyler. Ufacık bir gezegende yargılayacak ve kibirlenecek kimsenin bulunmaması Prens’i biraz şaşırtır. Krala göre o her şeye hükmeden bir kraldır. Küçük Prens gezegenini ve kaçırdığı gün batımını hatırlayıp hüzünlenir. Kraldan eğer her şeye hükmedebiliyorsa gün batımını tekrardan ona göstermesini ister. Kral yine kendi bilmeceli yanıtlarını kullanarak isteğinin gerçekleşeceğini söyler. Prens her seferinde yanıtlanan bu sorularla krala hayran olur ve onun gibi olmak ister. Fakat ayrılık vakti yaklaşır ve esasında iyi bir kral olan adamdan güzel bir öğüt gelir;

“Artık burada yapacak şey kalmadı,” dedi. “Yola çıksam daha iyi.”
Kendine bir uyruk bulduğu için bayağı gururlanmış olan kral:
“Gitme,” dedi. “Gitme. Seni bakan yaparım.”
“Ne bakanı?”
“Şey… Adalet bakanı!”
“Ama burada yargılanacak kimse yok ki!”
“Ne biliyoruz? Daha bütün krallığımı dolaşmış değilim. Burada saltanat arabasına yer yok. Yaşlıyım, yürümek yoruyor beni.”
Gezegenin öbür köşesine bir daha göz atmak için başını çeviren Küçük Prens: “Ben her yeri gördüm,” dedi. “Kimsecikler yok.”
“O zaman sen de kendini yargılarsın. En gücü de budur zaten. Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan çok daha güçtür.
Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir.

Tüm bu konuşulanlardan sonra Prens zaten kendini her yerde yargılayabileceğini söyler. Fakat kralı kırmak istemez ve onu başka gezegenlerle göndermesini istemesini buyurur. Kralda onu elçisi yapar. Prens gezegenden ayrılır ve sıradaki asteroide geçiş yapar.

Asteroit 326: Kibirli Bir Adam

Prens ikinci gezegene gelmiştir. Bu arada Prens’in gezegenler arası seyehat yapması hakkında anlatıcı bir tür göç kuşları sayesinde olabileceğini düşünüyor. Bu bilgiyi ilk gezegene geçmeden önce veriyor. Bu gezegene geçiş yaptığında ise yine tek bir kişi ile karşılaşır. Burayı başlarda kralın gezegeninden daha eğlenceli bulan Prens, sonraları adamın kendini beğenmişliğine şaşırır. Her seferinde kendinin alkışlanmasını isteyen adam alkış sonrası şapkasını eğerek o Prens’i selamlar. Tüm bu alkış ve şapka çıkarmadan sıkılan Prens sonunda her gezegende sorduğu sorulardan birini bu adama sorar fakat yanıt alamaz. Bu durumu düşünür ve şöyle der;

Kendini beğenmiş duymadı bile. Çünkü kendini beğenmişler yalnız övgüleri dinler.

Sonraysa büyüklerin neden bu kadar tuhaf olduğuna şaşırıp gelecek gezegene doğru yol alır.

Asteroit 327-328: Sarhoş ve İş adamı

Prens bir daha ki gezegende içtiği için ne kadar utanması gerektiğini unutmak için içen bir sarhoş görür. Bu gezegende tıpkı diğer gezegenler gibi küçüktü ve her yer boş şişelerle doludur. İçtiği için adamdan tam bir yanıt alamayan Prens, büyüklerin bu kadar tuhaf oluşuna tekrardan şaşırır. Adama yardım etmek istemesine rağmen edemez ve sıradaki gezegene yol alır.

Dördüncü gezegende bir iş adamı duruyordu. Bu adamla konuşmak çok zordur çünkü adam sürekli sayısal toplamalar yapar ve büyüklerin meşguliyetini barındırır. Adamla diyalog kurmaya çalışan Prens, adamın sürekli bir şeyleri saydığını görür. Onunla sohbet etmek ister fakat konuşmaları hep bölünür. Çünkü adam hala bir şeyleri saymaktadır. Öyle ki uzun süredir sönmüş gibi duran sigarasını yakmayı bile unutur. Fakat bir soru soruldu mu karşılığının alana kadar susmayan Prens tekrardan sorular sorar. Ve kurtuluş olmadığını anlayan adam onunla sohbet etmeye mecbur kalır.

Ne sayıyorsun? “Ara sıra gökte gördüğümüz küçücük şeylerden beş yüz bir milyon tane.”
“Sinek mi?”
“Yok canım. Şu parlayan küçük şeyler var ya.”
“Arı mı?
“Yok canım. Tembellere türlü düşler kurduran şu küçücük sarı şeyler. Ama ben ciddi bir adamım. Öyle düş filan kuracak vaktim yok.”
“Ha, yıldızları diyorsun.”
“Evet, evet. Yıldızlar.”
“Peki, beş yüz milyon yıldızı ne yapacaksın?
“Beş yüz bir milyon altı yüz yirmi iki bin yedi yüz otuz bir. Ciddi bir adamım ben. Hesabım şaşmaz.”
“Ne yapıyorsun bu yıldızları?
“Ne mi yapıyorum?”
“Evet?”
“Hiç, sahibim onlara.”
“Yıldızların sahibi sensin demek?”
“Evet.”
“Ama ben bir kral görmüştüm, o…”
“Krallar sahip olmazlar, yönetirler. Ayrı ayrı şeyler bunlar.”

“Yıldızlara nasıl sahip olunabilir?” İş adamı iyiden iyiye alınmıştı.
“Yıldızlar kimin?” dedi.
“Ne bileyim ben? Hiç kimsenin.”
“Öyleyse benim. Çünkü bunu ilk akıl eden ben oldum.”
“Senin demekle senin oluyor mu?”
“Tabii. Sahipsiz bir elmas bulursan senin olur. Sahipsiz bir ada da. Bir düşünce ilk senin aklına gelse beratını alırsın, senin olur. Benimki de öyle: Benden önce kimse yıldızlara sahip olmayı akıl edemediğine göre, yıldızlar
benimdir.”
Tüm bu konuşmalara rağmen Küçük Prens’in düşünceleri büyüklerinden farklıydı. ve Şöyle dedi;
“Sözgelimi benim her gün suladığım bir çiçeğim var. Her hafta süpürdüğüm üç tane de yanardağım var. Sönmüş olanı bile süpürüyorum; ne olur ne olmaz. Bu yaptıklarımla yanardağlarıma ve çiçeğime yararlı oluyorum. Sense yıldızlar için yararlı değilsin…”

Ve ardından sıradaki gezegene yol aldı.

Asteroit 329-330: Fenerci ve Coğrafyacı

Küçük Prens, bugüne kadar geldiği en ufak gezegene gelmiştir ve çok çalışan bir adamla karşılaşır. Bu adam her akşam feneri yakması gereken ve her sabah feneri söndürmesi gereken biridir. Fakat gezegen çok küçük olduğu için güneşin batması ile doğması birer dakika sürmektedir. Prens bunları gördükten sonra adamın; kraldan, kendini beğenmişten, iş adamından ve hatta sarhoştan daha az gülünç olduğunu görür. En azından yaptığı işin bir anlamı vardır. Prens, bir günün bir dakika sürdüğü bu gezegende adamla konuşur fakat adam gerçekten çok yoruluyordur. Üstelik tüm cümlelerin arasına günaydın ve iyi geceler sıkıştırıyor çünkü günler çok kısadır. Adama her ne kadar yardım etmek istese de edemeyen Prens oradan şu sözlerle ayrılır;

Yol boyunca Küçük Prens, “Şu zavallıyı kral da, kendini beğenmiş de, sarhoş da, iş adamı da görseler küçümserlerdi. Oysa içlerinde bana gülünç gelmeyen, yalnız o. Belki kendi dışında bir şeyle uğraştığından.” İçini çekerek kendi kendine dedi ki: “İçlerinde arkadaş olabileceğim tek insan oydu. Ama gezegeni o kadar küçüktü ki iki kişi
almazdı…” Küçük Prens’in kendine açıklamaktan kaçındığı bir şey daha vardı. Bu gezegenden ayrılırken yirmi dört saatte bin dört yüz kırk günbatımı kaçırdığına yanıyordu asıl!

Küçük Prens’in dünyadan önce geldiği son yer bir önceki gezegene göre on kat büyüktü. Bir coğrafyacı olmasına rağmen kendi gezegeni hakkında hiçbir şey bilmeyen bu adam Küçük Prens’i biraz şaşırttı. Büyüklerin tuhaf davranışları hakkında biraz bilgi sahibi olmuşsa bile anlaşılan daha öğreneceği çok şey vardı. Ona kendi gezegenindeki çiçekleri sordu fakat coğrafyacılar ancak ölümsüz şeyleri defterlerine işlerdi. Örneğin bir dağ veya okyanus asla yok olmazdı. Çiçekler ise yarın bile burada olmayabilirdi. Çiçeklerin kalıcı olmadığı bilgisi Prens üzüldü. Dahası kendi ufak çiçeğini yalnız başına bıraktığı için içine bir acı daha düştü. Ve son gezegen dünyaya doğru yol aldı.

Dünya

Prens dünyaya inince biraz şaşırdı. Böylesine büyük bir gezegende yaşayan hiç kimse görmedi. Bizim bildiğimiz üzere Prens bir çöle inmişti. Yaşam belirtisi görmemesinin sebebi buydu fakat biraz ilerde kumun altında bir kıpırtı gördü. Bu bir yılandı.

“İyi geceler,” dedi Küçük Prens saygıyla.
“İyi geceler,” dedi yılan.
“Hangi gezegende bulunuyorum acaba?”
“Dünya’da, Afrika’da.”
“Demek Dünya’da hiç insan yok?”
“Burası çöldür. Çöllerde kimsecikler olmaz. Dünya büyüktür,” dedi yılan.
Küçük Prens bir taşın üstüne oturarak gözlerini göğe dikti.
“Acaba,” dedi, “bir gün hepimiz kendi yıldızımızı yeniden bulalım diye mi yıldızlar böyle parlıyor? Gezegenimi görüyor musun? Tam tepemizde ama nasıl da uzaklarda!”

Bu konuşmalardan sonra yılan Prens’e kendi zehri ile insanları geldikleri topraklara gönderebileceklerini söyler. Ama Prens’e dokunmaz çünkü o sadece yıldızlardan gelmektedir. Ayrıca onu bir gün isterse kendi gezegenine götürebileceğini söyler.

Küçük Prens yoluna devam eder. Uzun süre kayalar, kumlar, karlar arasında düşte kalka ilerledikten sonra bir gül bahçesinin önünde durur. Güller hep bir ağızdan onunla konuşur fakat bu Prens’i üzer. Çünkü hepsi kendi çiçeğine benziyordur. Halbuki kendi çiçeği ona evrende kendi eşinin asla bulunmayacağını söylemişti. Oysa bu bahçede binlerce çiçek vardı. Yüreği hüzünle doldu;

“Eşsiz bir çiçeğim var diye kendimi zengin sanırdım. Oysa sıradan bir güle sahipmişim. Sıradan bir gül, ancak dizlerime yükselen biri belki hepten sönmüş üç yanardağ… Demek hiç de büyük bir prens değilmişim.”

Tamda o sırada yanına bir tilki geldi. Tilki, kitap boyunca Prens’i etkileyen en önemli karakterlerden biriydi. Prens ona oyun oynama teklifi etti çünkü canı çok sıkılmıştı. Fakat tilki oyun oynayamazdı çünkü evcil değildi. Evcil ne demek sorusunu bir kaç kez üsteledi:

Evcil ne demek?”
“Artık kimselerin umursamadığı bir geleneğin gereği. Bağlar kurmak demektir.” “Bağlar kurmak mı?”
“Evet. Sözgelimi sen benim için şimdi yüz binlerce oğlan çocuğundan birisin. Ne senin bana bir gereksinmen var ne de benim sana. Ben de senin için yüz binlerce tilkiden biriyim. Ama beni evcilleştirirsen birbirimize gereksinme duyarız. Sen benim için dünyada bir tane olursun, ben de senin için.

Prens çiçeğini aklına getirir. Yavaş yavaş bir şeyleri anlıyordur. Tilki ondan kendisini evcilleştirmesini ister. Çünkü birini evcilleştirirsen o senin için ayrı bir anlam kazanır. Ve tilki şöyle söyler: Öteki ayak seslerinden apayrı bir ayak sesi tanırım. O sesler korkuyla kovuğuma kaçırtır beni, seninkiyse tatlı bir ezgi gibi yeraltından çağıracaktır. Bak, öteki buğday tarlalarını görüyor musun? Ben ekmek yemem. Buğdayın önemi yok benim için. Buğday tarlaları bana bir şey demiyor. Bu çok acı ama senin saçın altın renginde. Beni evcilleştirsen ne iyi olurdu, bir düşün! Altın rengindeki başaklar seni anımsatacak artık. Başaklardaki rüzgarı dinlemeye can atacağım.

Prens tilkinin ısrarı üzerine onu evcileşştirmeye karar verir ve büyük bir şey öğrenir. Evrende ne kadar benzer şey olsa da nesnelere veya canlılara yüklediğimiz anlam onları özel kılıyordur. Tilki ona tekrar gül bahçesine gitmesini söyler. Prens’e döndüğünde büyük bir sır verecektir. Ve gül bahçesine dönen Prens onlara şöyle söyler:

“Siz benim gülüme hiç mi hiç benzemiyorsunuz. Şimdilik değersizsiniz. Ne sizi evcilleştiren olmuş ne de siz kimseyi evcilleştirmişsiniz. Tilkim eskiden nasıldı, öylesiniz. O da önceleri tilkilerden bir tilkiydi ama ben onu dost edindim, şimdi dünyada bir tane.

Yüreği ferahlamıştı. Gerçekten de yolculuğundan bu yana onu en çok dinleyen ve en çok içini ısıtan karakter tilkiydi. Ve tilki son sırrını söyledi:

“Vereceğim sır çok basit: İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.”

“Gülünü bunca önemli kılan, uğrunda harcadığın zamandır.”

“İnsanlar bu gerçeği unuttular, sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğin şeyden her zaman sen sorumlusun. Gülünden sen sorumlusun…” Küçük Prens unutmamak için tekrarladı:
“Gülümden ben sorumluyum…”

Daha sonraları anlatıcı tekrar araya girer ve şimdiki durumu konuşur. Çölde 8 gün geçmiştir ve son suda bitmiştir. Su arama niyetine yollara düştüklerinde prens, tilkinin ona öğrettikleri ve zaten kendi düşüncesinde bulunan cümlelerle pilotu şaşırtmaya devam eder. Bir nevi ona yeni bir bakış açısı kazandırır. İnsanların beş bin güllü bahçede aradığı tek bir gülü bulamamasından tüm bu doyumsuzluğu pilota güzel örneklerle açıklar.

Prens dünyaya geleli neredeyse bir yıl olmuştur. İkili tamda Prens’in bu gezegene geldiği noktaya varmıştır. Pilot içten içe üzgün bir vaziyette onu kaybetmenin korkusunun yaşarken ertesi gün Prens’in bir yılanla konuştuğunu gördü. Bu Prens’in dünyaya inerken konuştuğu yılandan başkası değildir. Ona bu gece güçlü bir zehir vererek gezegenine geri yollayacaktır. Pilot korku ve şaşkınlıkla yılana ateş etmeye çalışsa da yılan kaçtı ve Prens ile konuşmaya başlar. Anlatılana göre yıldızı tam bir yıl sonra nihayet dünyanın üstünden geçecekti. Prens’in gitmesi gerekti fakat pilot için gülüşü çöldeki bir su kaynağını hatırlatan bu çocuğu kaybetmek onu çok üzse de Prens yine o rahatlatıcı sözlerinden birini söyler:

“Gece yıldızlara bakarsın. Benim ülkem o kadar küçük ki nerede olduğunu göremezsin bakınca. Ama böylesi daha iyi. Yıldızım herhangi bir yıldız olacak senin için. Böylece bütün yıldızları gözlemeyi seveceksin. Hepsi dostun olacak. Şimdi sana armağanını vermek sırası geldi.”

Herkesin bir yıldızı var ama kimseninki birbirine benzemiyor. Yolcular için pusula, kimileri için ufak tefek bir ışık, bilginler için çözülmesi gereken bir sorudur yıldızlar. Sözünü ettiğim işadamına göre ise altından başka bir şey değildirler. Gelgelelim bütün bu yıldızlar suskundur. Yalnız sen, herkesten ayrı göreceksin onları.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Madem ki onlardan birinde ben oturuyorum, ben gülüyorum diye geceleri gökyüzüne baktığında sana bütün yıldızlar gülüyormuş gibi gelecek. Gülmeyi bilen yıldızların olacak senin.”

Ve sonunda pilotta onu gidişini kabullenmek zorunda kalır. Üstelik Prens’in sorumlu olduğu bir çiçek vardı. Pilot, Prens bu dünyadan göçtükten sonra küçük bedenini bulamadı ve anladı ki Prens gezegenine gitmişti. Anlatıcı sonra 6 yıl sonraya gidiyor ve bu yaşadıklarını kimseye anlatmadığını söylüyor. Çölde yaşadığı ve kimselerin inanmayacağını bildiği için her akşam pencereye çıkıp gökyüzüne baktığında yüreğini ferahlatıyor. Küçük Prensi her zaman özleyeceğini söylüyor. Ve burada okuyucudan yani bizden bir istekte bulunuyor:

Eğer bir gün Afrika’ya yani çöle yolunuz düşerse lütfen acele etmeyin. Bir süre yıldızın altında bekleyin, karşınıza bir çocuk çıkıyorsa ve gülüyorsa, altın saçları varsa, sorulara karşılık vermiyorsa, biliniz ki odur. O zaman n’olur yüreğime su serpin. Haber salın, geri döndüğünü bildirin bana.

“Hep aynı saatte gelsen daha iyi olur. Sözgelimi öğleden sonra saat dörtte gelecek olsan ben saat üçte mutlu olmaya başlarım.”

Tilkiden Küçük Prens’e

  • Çizimler: Anuka Baratashvili, Palitra News, Can Yayınları // Alıntı: Can Yayınları 1. Baskı 2015

Küçük Prens: Büyük Özet” için bir yorum

Kendininkini ekle

  1. Çocukluğun masumiyetini ve çocuk gözünden büyüklerin dünyasındaki anlamsız mücadeleyi yansıtan eşsiz bir yapıttır. Simge yüklü güçlü bir üslup kullanır yazar.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: