Yalnız Bir Kişilik: Zebercet ve Anayurt Oteli

Yusuf Atılgan yerli edebiyatımızda az eser bırakıp bir çok kişiyi etkileyen nadir yazarlardan biri. Toplamda üç roman yazmış. Hatta en sonuncu eseri 2000 yılında onun vefatından yıllar sonra basılmıştır. Son basılan eseri Canistan’da daha çok kendini açıklayan yazarın en önemli eseri hiç şüphesiz Anayurt Oteli’dir. Yalnızlık ve kişisel bozukluğun yaşandığı, tıpkı Tutunamayanlar ve Reşat Nuri’nin bazı eserlerindeki o hafif sürrealist bunalım bu eserde kendini gösteriyor. Bu eserin Atılgan için bir önemi daha var elbet. 1987 yılında o henüz ünlü değilken bu kitap sinemaya aktarılınca yazarın da ünü büyük oranda artmıştır.

Benim Yusuf Atılgan’ı en çok sevme nedenim tek karaktere bu kadar çok yoğunlaşmasındandır. Bu kadar çok yoğunlaşıp iç gözleme bu kadar çok yer vermesi bu romanı sevmemi büyük oranda sağladı. Üstelik eser post modern bir geçiş niteliği taşıyor. Ve her nasıl Aylak Adam’da C karakteri romanın direği olarak karşımıza çıkıyorsa, burada da Zebercet bu rolü üstleniyor.

Yalnızlığın cinsel savurganlıkla harmanlandığı bu eser bir Anadolu kasabasında geçiyor. Baş karakterimizin katip olduğu ve romanında ismi olan Anayurt Oteli’nde yalnızca Zebercet ve ortalıkçı kadın çalışmaktadır. Bir gün gecikmeli Ankara treniyle gelen bir kadın bu otele yerleşir. Baş karakterimiz kadından öylesine çok etkilenir ki kadın gittikten sonra o odayı başkasına vermek istemez. Vermek istememesinin sebebi aslında iki şeye dayanır. Birincisi kadın zaten geri geleceğini söyler. İkinci sebep ise Zebercet odaya girdiğinde kadına ait bir havlu bulur. Odaya hiçbir şekilde dokunmaz. Sonraları otele emekli bir subay gelir. Zebercet’in yalnızlığı biraz olsun onunla sohbet ederek giderilir. Fakat diyaloglarda bile bir sorun vardır. Öylesine çok etkilenir ki o kadından sürekli onu düşünür. Sürekli kadının geri döneceğini düşünür ve kendine bakar. Bıyığını keser, zaten nadirde olsa gittiği çarşıya daha sık uğramaya başlar. Daha iyi giyinir, hayata umutla bakar. Kısacası Zebercet için hayat değişmiştir. Fakat bu kadının onu bu kadar çok etkilemesi Zebercet’in hayatı sorgulama şeklini sarsılmaz bir şekilde değiştirecektir.

Zebercet’in bu kadar yoğun yaşadığı yalnızlık büyük bir sorun teşkil eder. Çünkü yan odasında uyuyan ve uykusu çok ağır olan ortalıkçı kadına cinsel istismarda bulunur. Ben bu romanı ilk okuduğumda anlamamıştım ama ikinci seferde büyük bir ayrıntı gözler önüne çıkıyor. Kadın, zebercet her geldiğinde ”Geldin mi dayı?” diyor. Yani kadının geçmiş yaşantısında dayısı tarafından da cinsel istismara uğrandığı anlaşılıyor. Günler böyle sürerken Zebercet kadının geri gelme şansının artık kalmadığını yavaş yavaş anlıyor. Bir gün kapı deliğinden bir çiftin beraber oluşunu izliyor. Kadının unuttuğu havlu ile bu şeyleri düşünüyor, bir nevi kadını içinde yaşıyor. Daha sonraları ortalıkçı kadının yanına o uyanıkken gidiyor. Onunla tıpkı gözetlediği adam ve karısının yaptığı gibi sevişmek isterken kadını boğarak öldürüyor ve cesedi saklıyor.

Zebercet’in buradaki psikolojisi kitapta büyük bir detayla açıklanmış. Çünkü cinayeti gören kediyi de hiç acımadan öldürür ve pencereden dışarı atar. Buradan karakterin yaşadığı bunalımı iyice anlayabiliriz. Yaptıklarından anında pişman olan ve bunu kimsenin bilmemesini o şeyi unutturduğu burada ortaya çıkar. Bu kimse bir kedi olsa bile onu da öldürür. Dışarıdaki gözlerin böylesine üstünde olduğunu hissettiren düşünce en sonunda zaten roman boyunca devam eden cinneti tetikleyecektir. İçsel bir çatışma yaşayacaktır ve tüm bu olanlardan kendini sorumlu tutacaktır.

Emekli subayın da artık gitmesiyle birlikte Zebercet oteli kapatmıştır. Sonlara doğru yaklaşırken iki kişi gelir ve kadının unuttuğu havluyu Zebercet’den geri vermesini ister. Fakat o onları subayın odasına götürür ve o havluyu verir. İki havlu da birbirinin aynısıdır. Subay ile gecikmeli Ankara treni ile gelen kadın arasında bir ilişki olduğunu düşünür. Sonraları gelen polis subayın arandığını ve aranma sebebinin kendi kızının öldürmesi olduğunu söyler. Tüm bu olanlardan sonra zaten parçalanmış bir kişiliğe sahip olan Zebercet, daha sık dışarı çıkar. Bir gün tuhaf biriyle karşılaşır.

Parkta otururken bir amca ona hangi sülaleden olduğunu sorar. Cevabı alan adam Zebercet’e onun ailesinden birinin intihar ettiğini anımsadığını söyler. Bu intihar eden kişi Zebercet’in dayısıdır. Dayısı henüz 19 yaşında aşık olduğu bir kız yüzünden intihar etmiştir. Yaşlı amca Zebercet’e tüm detayları anlatır. Kendini büyük oranda dayısının yaptığını yapmakla sınar. Tüm olanları düşünür. Babası ile küçüklüğünü, o temiz zamanları hatırlar. Ramazan zamanlarında babası ile yaptıklarını hatırlayınca içine bir hüzün çöker. Yıllarca kendini bu otele kapatmış ve olmadık kötülükler yapmıştır. Üstelik bir türlü özgür de olamamıştır. Zebercet, tüm bu düşüncelerin harmanlığı ve hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını bilir. Kısacası ruh sağlını hepten kaybeder. Hazırlanır, otel odasına gider ve intihar eder.

“Konuşmam yetmiyormuş gibi düşünmeye de başladım. En kötüsü buydu. Çoğu insanlar gibi düşünmeden konuşsaydım kimse bir şey demeyecekti ama ben düşündüğümü söylemeye kalktım.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: