Charles Bukowski Ne Diyor?

”Beni sizi anlamak zorunda bırakmayın, yapacak daha önemli işlerim var.”

Bazı yazarlar vardır, yazdıkları şiirler ve romanlardan öte söyledikleri sözlerle de büyük tepki ve ilgi çekerler, tıpkı Charles Bukowski gibi. Onun hakkında çoğu edebiyat severin mutlaka bir görüşü vardır: Aksi kişilik, alkolik bir ruh, hayranları tarafından bile sinirle karşılanan olayları.. Üstelik onun herhangi bir kitabını okuyan bir insan herhangi bir alıntıda yazarın izlerini görüp direk onu tanıyabilir. Örneğin;

”Biliyorsun beni, severim markette dolanmayı. Sonra tuvalet kağıtlarının olduğu rafa geldim ve 92 yaşında bir kadın gördüm, en hesaplı tuvalet kağıdını arıyordu.
+ İyi de, herkes yapar bunu.
– Tamam ama, 92 yaşındasın ve yarın ölebilirsin. Üç kuruşun hesabını yapmanın ne anlamı var? Yani, 92 yaşında sıçabiliyor olmak zaten muhteşem bir olay, neden en pahalı tuvalet kağıdını alıp bunu kutlamıyorsun?”

Pis Moruğun Notları kitabından yapılan bu alıntıda bariz bir şekilde Bukowski hissediliyor. Bunlardan hariç Bukowski’yi tanımak için birkaç röportaj cümlesi bile yeterli olabilir. Bu yazıda da kendisi verdiği bir röportajda yalnızlık, güzellik, tembellik, yazma ve kadınlar ile ilgili düşüncelerini paylaşıyor.

Yalnızlık

İntiharın eşiğinde bir odada tek başıma kalmışlığım var. Kendimi çok kötü hissettiğim oldu, ama hiçbir zaman birinin odaya girip kendimi daha iyi hissetmemi sağlayacağını düşünmedim. Veya birkaç kişinin. Yani yalnızlık beni hiçbir zaman rahatsız etmemiştir, çünkü yalnız kalmaya doyamadım. Ben kendimi insan dolu bir odada ya da tezahürat yapan seyircilerle dolu bir tribünde en yalnız hissedenlerdenim.

Ibsen’den bir alıntı yapacağım: “En güçlü insanlar genellikle yalnızdır.” Hiçbir zaman içimden, “şu sarışın içeri girince kendimi daha iyi hissedeceğim,” diye geçirmedim. Asla, onun hiçbir yararı olmaz. İnsanları bilirsin, “Hey, Cuma akşamı, ne yapacağız? Burada boş boş oturacak mıyız?” Evet, kesinlikle. Çünkü dışarıda bir şey yok. Aptallık sadece. Aptal insanlarla konuşan aptal insanlar. Geceye koşa koşa çıkmak gibi bir ihtiyaç içinde olmadım hiçbir zaman. Barlarda gizlendim, çünkü fabrikalarda gizlenmek istemiyordum. Hepsi bu. Milyonlarca insan adına özür dilerim, ama ben kendimi hiçbir zaman yalnız hissetmedim. Kendimle mutluyum. Bildiğim en iyi eğlence kendimim. Hadi biraz daha şarap içelim!

Yazmak

Kesinlikle gündüz yazmam. Bu kıyafetlerin yokken alışveriş merkezinde koşmak gibi bir şey. Herkes seni görür. Gece, işte o zaman numara çekebilirsin, sihir.

Okul bahçesindeyken “şair” ya da “şiir” sözcüğü söylendiğinde bütün çocuklar gülüp alay ederlerdi. Şimdi anlıyorum nedenini, çünkü şiir sahte bir üründür. Yüzyıllardır sahte ve züppe. Aşırı hassastır aynı zamanda aşırı değerli. Bana sorsalar çöp yığını derim. Yüzyıllardır şiir niyetine çöp yazılıyor. Sahtekarlık.

Beni yanlış anlamayın elbette birkaç iyi şair var. Örneğin Li Po adında Çinli bir şair var. Çoğu şairin kendi bokuyla on iki, on dört sayfada katamayacağı kadar duygu ve gerçekliği dört beş yalın dizeye sığdırabilen bir şair. Şarapçıydı üstelik. Şiirlerini tutuşturup nehirde yüzdürür, şarap içermiş. Hükümdarlar onu çok severmiş, çünkü ne dediğini anlarlarmış. Benim yapmaya çalıştığım, hayatın fabrika işçisi boyutunu edebiyata katmaktır. İşten eve döndüğünde dırdır eden karısı, sıradan insanın gündelik gerçekliği. Yüzyılların şiirinde pek söz edilmeyen bir şey. Yüzyılların şiirinin bok olduğunu söylediğimi kayıtlara geçirin. Utanç verici.

Güzellik

Güzellik diye bir şey yok, özellikle insan suratında. Fizyonomi dediğimiz şeyde hatlar arası uyum söz konusudur, matematikseldir. Burun fazla göze batmasın, yanlar modaya uygun olsun, kulak memeleri fazla iri olmasın, saçlar uzun… Genellemelerden oluşmuş bir hayal. Bazı insanlar bazı yüzleri muhteşem görür ama gerçekte sıfıra eşitlenmiş cebirsel bir denklemdir.

Gerçek güzellik tabii ki, kişilikte yatar. Kaşların biçiminde değil. Kadınlar beni harika gördüklerini söyler, oysa benim yüzüme bakmak bir kase çorbaya bakmaktan farksızdır.

Kadınlar

Şikayet etme makineleri diyorum ben onlara. Erkek en olmadık şeyi yapsa yaranamaz kadına. Bir de isteri krizlerini hesaba katarsan unut gitsin. Dışarı çıkıp arabaya atlar ve gazlarım, nereye olursa. Başka bir şey düşünemiyorum. Sanırım sorun yapılarının farklı olması, ne dersin? İsteri krizine girerler konuşamazsın. Sen gitmeye kalkarsın, anlamazlar. NEREYE GİDİYORSUN? diye büyük harflerle konuşurlar. “Kaçıyorum buradan, bebeğim!” Benim kadın düşmanı olduğumu düşünüyorlar, ama değilim. Kitaplarımı okumayıp duyduklarıyla karar veren insanlar bunlar. “Bukowski kadın düşmanı bir domuzdur!” Bunu duyuyorlar ama işin aslı nedir diye merak etmiyorlar.

Evet, zaman zaman kadınları aşağıladığım doğru, ama kendi türümü erkekleri de aşağılıyorum. Hatta herkesten çok kendimi aşağılarım. Birinin aşağılanmayı hak ettiğini düşünüyorsam aşağılarım, kim olursa olsun; erkek, kadın, çocuk, köpek, fark etmez. Kadınlar fazla hassas, ayrımcılığa uğradıklarını sanıyorlar. Onların sorunu da bu. Bazı erkekler kadınlarla ilişkilerinde çok başarılılardır. Ben hiç beceremedim.

Tembellik

Çok önemlidir. Öyle ki tembellik etmeyi bilmek lazım. İşin özü tempodur. Yaptığından tamamen uzaklaşıp doğru zamanda mola almazsan her şeyi kaybedersin. Kim olursan ol fark etmez. Doruk noktalarının arasında hiçbir şey yapmadığın anlar olmalı. Yatağa uzanıp tavanı seyret. Bu çok, çok önemlidir. Hiçbir şey yapmamak, çok çok önemli. Ve bu modern toplumda kaç kişi yapıyor bunu? Çok az. Bu yüzden herkes kaçık, saldırgan, öfke ve nefret dolu.

Eskiden, evlenmeden önce, bütün perdeleri çekip yatağa girer, birkaç gün yataktan çıkmazdım. Sıçmak için kalkar, konserve fasulye yiyip tekrar yatağa girerdim. Birkaç gün yatakta kalırdım. Sonra kalkar, giyinir ve dışarı çıkardım. Pırıl pırıl bir güneş olurdu dışarda, muhteşem sesler. Güçlü hissederdim kendimi tıpkı şarj edilmiş bir akü gibi. Ama canımı sıkan ilk şey ne olurdu, biliyor musun? Kaldırımda gördüğüm o ilk insan yüzü. Enerjimin yarısını kaybederdim o anda. Kapitalizmle yüklü devasa, boş, aptal ve duygusuz bir yüz. O an içimden, “Ahhhh, enerjimin yarısını götürdü!” derdim. Yine de değerdi ama, öteki yarısı benimdi. Evet, tembellik. Öyle derin düşüncelere dalmaktan filan da söz etmiyorum. Serbest düşünce, bir yere varmaya çalışmadan, salyangoz gibi. Harikuladedir!

”Hayatta tahammül edemediğim bir şey varsa o da yapış yapış duygusallıktır.”

Charles Bukowski

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: